27/3/2007
Bir Baskil li
Osman Benzeş, 1949 yılında Elazığ’ın Baskil ilçesinde, terzi bir babanın çocuğu olarak açar dünyaya gözlerini. 10 yaşındayken İstanbul’a göçerler. Sultanhamamı’nda çalışmaya başlayan babası "Ben okuyamadım, sen oku bari" diye bastırırken, aklı fikri sokaktadır onun, en fazla da ticarette. Beş kuruşa aldığı şekerleri, on kuruşa satarak, kazancıyla ilk aşkına hediyeler alan çocuk, gün gelir "derslerden ziyade fuzuli işlerde bulunmayı tercih ettiği" Vefa Lisesi’nden atılır, Sultanhamamı’nda babasının yanında işe girer. Gün gelir işi genişletir, Asrın Pantolon Sanayi (APS)’yi kurar, yükselir... Ve yine gün gelir, dünya çapında tanınan bir tekstil firmasına dönüşür APS.
Ama yaşama merak ve iştahla sarılan; doğru bildiğini yapmaktan da, söylemekten de asla geri durmayan; hayatı güneşli bir pazar sabahı, denize karşı içilen bir bardak sıcak çay tadında yaşayan, on yaşındaki romantik çocuk geçen yıllara inat hiç büyümemiştir aslında...
TURKISHTiME: Dersler dışında içinde bulunmayı tercih ettiğiniz "fuzuli işler" neydi gençliğinizde?
OSMAN BENZEŞ: Okuldan dönerdim, talebe yürüyüşü var derlerdi, oraya çıkıp giderdim. İnsanları ayaklandıran, toplumsal başkaldırıya sürükleyenler kim ve bu yetenek nasıl bir yetenek diye gözlemlerdim. Hayatım boyunca gözlem yapma alışkanlığımdan vazgeçmedim. Örneğin bir kenarda oturup saatlerce Deniz Gezmiş’i izlediğimi bilirim.
Nasıl bir portre çıktı ortaya?
İlginç bir kişilikti. Temiz bir yüz, iradeli ve inançlı bir konuşma biçimi. Kendinden emin. İnsanların her daim yönetene ve yönetilmeye ihtiyaç duymasından kaynaklanan bir becerisi vardı, bunu iyi kullanırdı. Mesela Profesör Ekrem Şerif Egeli’nin odasının basılmasında da vardım. Babamın atölyesinde çalışırken, hareket var diye duyuyordum, koşa koşa Beyazıt’a gidiyordum. Bir bakıyorum rektörlük basılıyor. Onlar önden giriyor, ben arkadan. Böylesine aydın, geleceğe, yönetime talip gençlerin, rektöre öyle kaba davranmalarını yadırgamıştım ama.
Sürekli gözlem yapmak, insanı kendine yabancılaştırmaz mı?
Yok, rahatlıyorum. Hayatım boyunca kendimle kavgam olmadı. Kendimi ne üstün, ne yakışıklı olarak gördüm. Bugüne kadar karşı cinsten hiç kimse "Ah, o adam" demiş mi, dememiş. Öyle bir cazibe yok. Ama 15 dakika sohbet ettikten sonra durum değişir. Aranan adam olurum mutlaka.
Tekstil sektörünün kalbinin attığı yerde, Sultanhamamı’nda başladınız işe....
Babam 1960’ta Sultanhamamı’nda bir atölyede makinecilik yapmaya başladı. Ben de hep yanındaydım, kendimce bir şeyler alır satar, para kazanırdım. Hayatım boyunca hiç durmadım. Ama yaşamımın her anını mutlaka eğlenceli bir hale getiririm. Çift vardiya yaşamayı seviyorum. Pijamalarımı çekip, televizyonun karşısında oturduğum olası değil.
Ne zaman kurdunuz APS’yi?
1973’te Asrın Pantolon Sanayi olarak başladık, 1975’lerde kot moda olunca APS Jeans yaptık. Her zaman kaliteli mal yapmaya çalıştım. Ben hala Avni Emiroğlu’nun en iyi ipliklerinden dokunan ve beyazlaşan ilk Türk blucinini yapmakla övünürüm. O pantolonları 15 sene giyenler, eskisini bile saklayanlar vardır.
Hayatı "çift vardiya" yaşamayı seçen birinin, çalışma biçimi nasıldır?
Saatlerce oturup çalışabilen bir adam değilim. Aklıma eseni yapan, sırasında uçağa atlayıp giden bir yapım var. Mesela bir seferinde Turgut Özal’la karşılaştım havaalanında. Gazetede Sabancı Holding’den ayrıldığını okumuşum. Hafifçe selamlaştık. Sonra döndü, "Delikanlı, ben sizi tanıyamadım" dedi. Ben de "Beyefendi, beni nereden tanıyacaksınız, beyninize hayran Tanrı kullarından biriyim sadece. Hayrola, ayrılmışsınız Sabancı Holding’ten?" diye sorunca, ayakta bir saat sohbet ettik ve ilişkimiz hep sürdü. En son ölümünden 20 gün önce görüştük. Özel randevu alıp Ankara’ya gittim, neden yeniden siyasete atılmaması gerektiğiyle ilgili 35 dakika konuştuk. Bana göre eksilerinin, yaptığı yanlışların tümünü saydım. Onunla bu kadar sert ve de açık kimse konuşmamıştır herhalde. Çünkü beklentim yok, devletin herhangi bir kademesi ya da mekanizmasıyla ilişkim yok. Ama gezen, insanlarla diyaloğa giren ve bunların değerlendirmesini iyi yapan biriyim. Girerken öpmemişti, çıkarken sarılıp öptü.
Politikaya atılmayı düşünmediniz mi hiç?
Türkiye şartlarında benim karakterimdeki birinin politika yapması mümkün değil. Çünkü ben kolay eğilemem, her şeye evet diyemem. Türkiye’de politikacı olmak için "evet efendim, sepet efendim" demelisiniz. Yaptıklarımla ülkeme hizmet ediyorum. Dünyanın en iyi 10 pantolon firmasından biri şu anda APS.
Son 10 yılda neler değişti tekstil sektöründe?
Bürokrasi kolaylaştı tabii ki. Biz nasıl öğreniyorsak, bizi yönetenler de öğreniyor. Bankacılık sistemi değişti, hatalarını gördü. Ama devlet olabilmeyi hazmetmekle meşgulüz hala. "Her şeyin sahibi devlet baba" zihniyetinin yanlışlığını görsek; çünkü bu yanlışlar yapıldığı sürece bazı süreçler ağır işler.
Ama ciddi bir zihniyet değişimi gerekiyor bunun için.
Kesinlikle. Sanayici olarak, fabrika yapmam gerek, iş çok. Ama arazi arasam, karşıma birkaç milyon dolardan aşağı arazi çıkmaz. Türkiye’de sermaye yok, öte yandan insanlar toprak rantından anormal para kazanıyor. Daha da acısı, devletin hazine arazisi dediği yerlerin tümü askeriye tel örgü çekmemişse, mutlaka gaspa uğramış. Ağalar buralardan para kazanmış, sonra da her gelen hükümet af kapsamında legalleştirmiş. Böyle bir çarpıklığın içinde asla büyük ve güçlü devlet konumuna gelemezsiniz. Ama ben sanayiciyim; araziye değil makine parkının en iyisine yatırım yapmalıyım; işletme sermayemin en güçlüsünü, "know-how"ımın en yükseğini becermekle mükellefim.
Bildiğimiz kadarıyla, memleketiniz Baskil’le bağınız hala devam ediyor. Özellikle eğitim anlamında. Neden özellikle eğitim yatırımlarına yöneldiniz?
Baskil’de yetişebilen "öküzgözü" diye bir üzüm var, dünyanın her yerinden talep görüyor. "Bağ ekin" dedim köylüme, meğer üzümden şarap yapılır, günahtır diye korkuyorlarmış. Sonra Fırat Üniversitesi’nin rektörü "Baskil’den çok zeki çocuklar geliyor" dedi. Onu da öğrenince, bu çocuklar için bir şey yapmalı dedim. Dört tane ortaöğretim okulumuzun birer sınıfını internet bağlantılı 18 bilgisayarlı laboratuvara dönüştürdük. 120 civarında öğrenciye yükseköğretim bursu veriyoruz. Lisesinin gözbebeği 25 çocuğu da üniversite kursuna gönderiyoruz.
Bir de Baskil’e yaptırdığınız bir kültür merkezi var.
Baskil’deki kütüphane tek katlı, berbat bir yerdi. Yerine bir bina yaptık. Sinema yasak, günah diye gitmiyorlardı. Öncelikle sinema olsun istedik içinde. Bodrum katına 120 koltuklu bir salon yaptık. Giriş katına 8 internet bağlantılı bilgisayar, 8 satranç masası koyduk. Üst kat da harika bir kütüphane. Şakir Benzeş Kültür Merkezi böyle kuruldu işte. Amaç çok basit; bu insanları ülkenin menfaatleri ve hayatın gerçekleriyle tanıştırmak. Din de lazım, inanç da lazım; ama eğitim, çağdaşlık ve dünya ölçeğinde düşünebilmek şart.
Türkiye’de genelde insanlar isimlerinin koca harflerle yazılmasını ister böyle işler yapınca. Ama siz bundan hoşlanmıyorsunuz.
Gittiğim her yer, bereketlenir, coşar. Bunları yaşayınca, kendinizle barışık olmanın dışında bir maharetiniz kalmıyor. Ne yapsam daha faydalı olurum diye düşünüyorsunuz. Bir de en iyisini yapmak çok önemli. Çünkü hayatım boyunca iyiyle kötü arasındaki maliyet farkının yüzde 10’dan fazla olmadığını gördüm. Her şeyin en iyisini yapmanın uzun vadede daha ucuza geldiğini, üstelik huzur verici olduğunu biliyorum.
Bu zihniyeti yaygınlaştırsak, bir anda 50 yıl ileriye gidebileceğiz belki de.
Eğitim seviyemiz ve hamlelerimiz böyle olduğu sürece gidemeyiz. Bugün okudum daha, Nazım Hikmet’in birkaç şiiri bir yerlerden çıkartılmış. Bir insanı zorla ne komünist yapabilirsin, ne faşist, ne Müslüman. Artık o devir geçti. Herkes hür düşünecek.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi için nasıl faaliyetler gerçekleştirdiniz?
Sektörden arkadaşlarla birlikte, üniversitenin yapmaya gücünün yetmediği işlere el attık. Kumaş bulamıyor çocuklar, bir gün sonra bir kamyon kumaş gönderdik. Aracı olduk, eksikleri bir yerlere havale ettik. Üniversite pırıl pırıl oldu. Öğrenciler, hocalar heyecanlandı. Bu heyecanı görünce siz daha çok heyecanlanıyorsunuz.
Tüm bunlar, eğitimin önemini ve bir şeyler yapmanın o kadar da zor olmadığını vurguluyor aslında.
Yarın dünyada söz sahibi olmak için bugünden altyapısını hazırlamaz, eğitim vermez, imkanları sunmazsan fayda göremezsin. Sen burada insan ararsın, o da orada iş arar. Binlerce üniversite mezunu ama binlerce işe yaramayan insan. Fabrikama kız meslek lisesinden öğrenciler geliyor. Üç senede öğrendiklerini 8 ayda öğreniyorlar. Üzülüyorum onlara. Çünkü gözleri pırıl pırıl, canavar gibi gençlerin en az dört yılları yüksek öğrenim adı altında heba olup gidecek. İlle de dört yıllık üniversite mezunu olmak zorunda bırakılan bu gençler katlediliyor, kimse sesini çıkartmıyor. Oysa kafası çok iyi basanın üniversiteye gitmesi, onun dışındakilerin mesleki eğitimle mutlak surette sanayiye aktarılması gerek. Baskil’de bir fotoğraf buldum, 1938’in 29 Ekim’inde çekilmiş. Kasaba eşrafı, öğretmenler... İnsanların kılık kıyafetleri, yüzleri... O fotoğraf öyle çok şey anlatıyor ki; bir de şu geldiğimiz yere bakın. Ruhları yoksul değil o zaman insanların, şimdi ruhumuz yoksul. Köşe dönmecilik öyle yerleşmiş ki zihinlere, kimse yaptığı işten memnun değil, daha fazlasını istiyor. Bu ülkede kanaat kalmadı artık, o yüzden de kimse huzuru bulamıyor.














Konu: Sn Benzeş yeptıklarınız için teşekkürler
Yıllar önce şirin ilçemiz Baskil' den ayrılmışsınız. Yıllar sonra varlıklı bir iş adamı olarak ilçede kendi isteğinizle bazı hizmetleriniz olmuş ve halende devam ettiğini duymaktayız. Adınızı böyle duyduk inşallah da duymaya çalışacağız.Allah oraya ufacıkta olsa maddi ve manevi hizmet veren sizler ve sizin gibi değerli insanımızdan razı olsun. Keşke bütün işadamlarımız sizin gibi olabilse ve yetişmekte olan yeni nesil öğrencilere kütüphane, bilgisayar,okullara yardım ve en önemlisi öğrencileri teşvik için burs kredi veya değişik ödüller verebilse ve devam ettirse. Bunu daha önce lise öğrencilerine derece ödülü veren ve öğrencileri yarışmaya teşvik eden Sn büyüğümüz İstanbulda ikamet etmekte olan Mehmet ERDEM Beyide anmadan geçmek istemiyorum.Allah kendisinden razı olsun işi gücü rast gelsin. Sizler gibi insanımızla gurur duymaktayız. Sizleri tanımıyorum Sadece yaptıklarınızdan dolayı adınızı duymaktayım. İnşallahta duymaya devam ederiz. Yaptığınız inşallah fazlasıyla sizlere geri döner dahada başarılı bir BASKİL'li iş adamı olursunuz esenlikler dileriz.
Bağlantı »